Translate

Akademik Seçkincilik ve Demokratik Ahlak

Gönderen on Şub 10th, 2010 Bu haberin bulundugu kategori AÇIK GÖRÜŞ. Bu haberi takip etmek isterseniz lütfen RSS 2.0. rss okuyucunuza ekleyiniz... To follow this story to add to your rss reader.

Titrleriyle etrafı  titreten; uzmanlık alanlarındaki bilgilerinin oluşturduğu erişilmez haleden yanlarına yaklaşamadığımız insanlardır bilim adamları. Hele onlara bu “oyunun” en üst rütbesi olan profesörlük unvanı verildiyse, yanlarına yaklaşmak, onları eleştiriye tabi tutmak ancak akılsız işi gibi görünür. Bu yazı, bir akılsızın akıllıların işine burnunu sokmak olarak okunabilir.

Modern bilim ve o bilimin kilisesi olan akademi kendi rahiplerini yaratmıştır ve bunlar engizisyonun rahiplerinden de tehlikelidir. Çünkü modern bilimin oluşturduğu akademik yapı, demokratik eleştirinin önünü tümden kapatma gücü ile demokrasiden çok diktatörlüklere hizmet etmiştir! Tam bu noktada akademik bilginin sahiplerinin, modern öncesi bilgi sahiplerinden mahiyet olarak nasıl bir farkı olduğunu kısaca ele almak gerekiyor.

Bir “bilgi sahibinin” sunduğu bilginin değer kazanması  için, o insanda belirli bazı  özelliklerin olması gerektiğine inanırım. Ham bilgiye sahip olabilecek bir merciin profesyoneli olmak, o insanın size sunduğu bilginin doğru ve değerli olduğunu göstermez. O ham bilgiyi işleyebileceğinden emin olabildiğimiz bir akıl ve muhakeme kabiliyeti ararız insanda. Bu kriter bilginin üstündeki ilk kriterdir. Zira akıl ve muhakeme kabiliyeti olmazsa, sunulan bilgi, teyp kaydının tekrar tekrar dinlenmesinden fazla bir anlam ifade etmez. Hiyerarşik olarak bir üstte yer alan kriter ise satılığa çıkarılmamış bir vicdana sahip olmaktır. Son ve en önemli kriter ise, bütün bu bilgi-yorumlama hiyerarşisi hamuruna şekil verecek olan tevazu sahibi olmak halidir. Zira bu halin zıddı olan kibir, bütün bu bilgi-yorum ilişkisini murdar eder, çürütür ve değersiz hale getirir.

Modern akademik bilgi, her şeyden önce alanının dışındaki bilgilerle doğru bir hakikat ilişkisi kuramayan bir uzmanlık bilgisi olması özelliğiyle hikmet geleneklerinden büyük oranda ayrılır. Zekâ ve muhakeme kabiliyeti açısından her iki bilgi türünün “sahiplerinin” de pek bir farkı olduğunu düşünmüyorum. Ancak asıl farklar üstteki iki kriterde görülür hale geliyor. Vicdan, modern bilginin ve akademinin “ölçemediği için” çoktan bilim dışına attığı bir şey olması hasebiyle akademik bilgi profesyonelinin en çok eksikliğini duyduğu (ya da aslında bilmediği için hiç eksikliğini duymadığı) bir şey. En son kriter olan tevazu sahibi ve kibir düşmanı olmak hali, bence modern akademik bilginin sahibi ile, asıl amacı hikmet peşinde koşmak olan ve bu yüzden elinde tuttuğu bilginin “asıl sahibi” olmadığını bilen ilim sahibi insanlar arasındaki en temel fark olarak dikkat çekiyor.

İşte bu “eksik” ve “çarpık” yapı, akademik bilginin sahiplerini yeni bir tür dinin rahipleri yapan özellikler olarak dikkat çekiyor. Üstelik bu din, seküler bir din olduğu için, ilahî dinlerin en önem gösterdiği şeyler olan kibirden uzaklaşmak ve vicdan sahibi olmak gibi kriterlerin otomatik olarak dışarı atıldığı bir din… O yüzden etrafımızda, kibrinden yanına yaklaşamadığımız, kendi ultra-küçük uzmanlık alanlarının yarattığı fildişi kulelerinden her türden eleştiriye tüküren akademi profesyonelleri görmemiz rastlantı sayılmamalı. Üstelik bu tür bir seçkinciliğin, demokratik olan her şeyin karşısında duran bir iktidar alanını işaret ettiğini gözden kaçırmamalıyız.

Bu girişi Türkiye’de tanınan ve saygı duyulan iki akademisyenin aynı  gün söyledikleri sözler üzerine yazma ihtiyacı duydum. Zira bu iki akademisyenin tavrı, bir istisna değil bir genele işaret ediyor ve kesinlikle rastlantı değil bence. Asıl istisna olanlar, bu tür tavırları göstermeyen ve bu yüzden bilim dininin kâfirleri olarak görünenler olsa gerek! Yine rastlantı olmayan bir şey; bu “zıt tavırlı” akademisyenlerin, akademik bilginin ve bu bilgiye sahip olan akademi profesyonellerinin problemlerini en derinden ve içeriden keşfedebilmiş insanlar olmalarıdır.

Sözünü  ettiğim iki akademisyenden ilki, şu an Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı olan Mustafa Akaydın.  Akaydın, GATA’ya başörtüsü münasebetiyle alınmayan Emine Erdoğan’ın durumunu işaret ederek “Camiye ayakkabı ile giriliyor mu ki GATA’ya türbanla girilsin?” diyor. Çoğumuzu şaşırtacak bu tutum, beni hiç şaşırtmadı. Zira GATA’nın, bilim dininin mabedlerinden birisi olması hasebiyle, bilim rahipleri tarafından belirli kurallara tabi olduğunun açıklanması kadar doğal bir şey yok! Bu mantık, modern bilimin yarattığı bilim adamı profilinin mahiyeti doğru anlaşılamazsa ve istisna kabul edilirse şayet; darbecilere fahri doktoralar, profesörlükler verebilen bir üniversitenin ne menem bir şey olduğunu anlayamayız.

Örneğini vereceğim ikinci akademisyen ise İlber Ortaylı. Ortaylı, MHP’nin siyaset ve liderlik okulu faaliyetleri çerçevesinde yaptığı konuşmada açıkça ordunun darbe yapma yetki ve salahiyetinden bahsediyor. Konuşmasında benim en çok dikkatimi çeken şey “Sivil siyasetin kendini geliştiremediği ortamda darbe kaçınılmazdır. Bugün hiçbir siyasi parti gençleri eğitmiyor, gençlik kolları yok. Yeni yeni siyasi akademileşme başladı. Buralardan yetişen gençler partileri yönetirse, partiler kapatılmaz” kısmı oldu. Zira akademileşme, seçkinleşme ve demokratik zihniyetin uzağına düşme olması hasebiyle, bir akademisyenin dile getirmesi en doğal isteklerinden birisidir. Ordunun darbe yapabilmesinin meşruiyetini kurması açısından ilginç ve istisna gelebilir Ortaylı’nın sözleri. Ancak, bu sözler, akedemik elitizm ile militarist elitizm arasında, özellikle bizim ülkemizdeki kopmaz bağ bilinmezse, anlamlarının asıl mahiyeti asla hakkıyla kavranamayacak sözlerdir bence.

Türkiye, modern aydınlanmacı akademik bilgiyle hesaplaşmamış, hesaplaşmadığı için de Batı’daki seleflerinin sorgulamacı dönüşümlerini yaşayamamış bir akademisyen nüfuzuna sahip! İşte bu yüzden İlber Ortaylı’nın da, Mustafa Akaydın’ın da sözleri istisnayı değil genel manzarayı ifade ederler. “Benim oyumla, kapıcımın oyu aynı mı olacak?” elitliğinin, bilginin ahlakîleşmesiyle ilgisi olmamış bir kibrin ifadeleridir bu sözler. O yüzden darbecilere sahip çıkan üst yargılar, darbecilere fahri doktora veren üniversiteler, bin tür darbenin entelektüel altyapısını kuran akademisyenler vardır bu ülkede.  İşte bu yüzden modern bilgi ve akademi ile hesaplaşmadan, darbeci zihniyetle tam olarak hesaplaşılamaz!

Enver Gülşen

Share

Yorum Gönder

Login with Facebook:
Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button