Translate

Cennetten eve bakmak…

Gönderen Editor on Şub 26th, 2010 Bu haberin bulundugu kategori Janet Barış. Bu haberi takip etmek isterseniz lütfen RSS 2.0. rss okuyucunuza ekleyiniz... To follow this story to add to your rss reader.

Janet Barış (26/02/2010):

Yüzüklerin Efendisi serisi bir yönetmen için çok önemli bir referans. Böyle bir üçlemeyi gerçekleştirmiş olmak yönetmenin sırtına ister istemez bir yük bindiriyor. Bu hafta vizyona giren Lovely Bones / Cennetimden Bakarken, Peter Jackson’ın son filmi. Alice Sebold’un romanından uyarlanan film daha on üç yaşındayken öldürülen Susie’nin yaşam ve ölüm arasından ailesinin hayatına dışarıdan bakışını anlatıyor.

Susie annesi ve kardeşleriyle birlikte mutlu bir hayata sahip, fotoğraf çekiyor, babasının şişelere gemi inşa etme hobisine yardımcı oluyor, hoşlandığı çocukla buluşmasına ise sadece birkaç gün var. Okuldan çıktığı gün eve dönerken esrarengiz komşusu Harvey’e rastlar ona rastlaması kısa süren hayatının sonu olur, birdenbire kendisini başka bir dünyada bulur. Burası ne cennet ne de cehennem, olsa olsa araf, ilk başta ne olduğunu anlayamaz ama zamanla hayattan koparıldığının farkına varır.

Susie’nin ölümü aileyi derinden sarsar, iki taraf arasında kalan Susie, katilinin kim olduğuna dair ipuçları göndermeye çalışır babasına. Peter Jackson fantastik uyarlamalar konusunda usta ama burada daha zayıf bir durum var sanki. Susie tipik işi bitmeden ayrılmayan, ölümlüleri de dışarıdan izleyen “ruh”lardan biri oluyor. Konu bu anlamda benzer korku ya da fantastik filmlere yaklaşsa da işlenişi çok farklı. Yaratılan fantastik dünya kolaylıkla bir aile dramına dönüşüyor. Bazı karakterler, örneğin anneanne çok karikatür duruyor, annenin de evden birdenbire gitmesi romanda nasıl duruyor bilmiyorum ama filmde anlamsız gözüküyor. Susie ara bölge diye tabir edebileceğimiz yerden ailesini izliyor ama bu filmin ilk saatinden sonra gerçekleşiyor, zaten filmin daha başında ölmesi yüz otuz beş dakikalık sürenin geçmesini daha da zorlaştırabilirdi ki böyle bile uzun.

Cennet mi cehennem mi ne olduğu belli olmayan ara bölge özel bir biçimde kurgulanmış, Harvey karakteri gerektiği gibi gayet itici, bunda rolünü başarıyla canlandıran Stanley Tucci’nin de payı büyük. Peter Jackson’ın peşine düşenlerin kaçırmayacağı bir yapım, romanı okumuş olanlar için de ayrıca bir deneyim olabilir.

***

Eyvah eyvah!

Ata Demirer’in ilk kez uzun metraj bir film senaryosu yazdığı Eyvah Eyvah, bu haftaki Türk filmlerinden biri. Hem senaryosunu yazan hem de başrolü Demet Akbağ’la paylaşan Demirer ince espriler ve Trakya’ya özgü hallerle seyircisini güldürüyor. 

Eyvah Eyvah Çanakkale’de başlıyor, klarnet ustası Hüseyin, ninesi ve dedesiyle birlikte yaşarken hemşire Müjgan’dan hoşlanır. Kendi halinde hayatını sürdürürken ninesinin sakladığı küçük sandıkta babasının annesine yazdığı eski mektupları bulur. Hüseyin’e doğmadan öldüğü söylenen babası Ali Rıza Şeker aslında yaşıyordur, eski bir fotoğraf ve adresle babasını bulmak için İstanbul yollarına düşer Hüseyin. Burada terzi Ramiz’in yanına gelir, onun müşterilerinden olan gece kulübü yıldızı Firuzan’a rastlar. Bir yandan babasını ararken bir yandan da Firuzan’ın renkli hayatı içerisine klarnetiyle düşer.

Televizyonda alıştığımız karakterleri perdede ayrıştırmak zaman zaman güç olabiliyor ama Ata Demirer Çanakkaleli Hüseyin rolünde daha önce hiç rastlamadığımız bir kılığa bürünüyor. Film zaman zaman gerçekten komik ve eğlendiriyor. Sadece Firuzan karakteri biraz sorunlu, çünkü diğerleri çok gerçek de sanki Firuzan başka bir dünyaya aitmiş gibi duruyor. Firuzan’ın renkli ve abartılı olması kuşkusuz komedi unsurunu arttırıyor ama diğer karakterlerle birleşince ister istemez bir dengesizlik yaratıyor.

Yönetmen Hakan Algül daha önce Döngel Kârhanesi’ni yönetmişti ayrıca Avrupa Yakası dizisini de başkasına devretmeden önce uzun süre götürmüştü. Algül, Ata Demirer’in senaryosu ile farklı ve sıcak bir film çıkarmış ortaya, gerek Geyikli gerekse de İstanbul görüntüleri de çok güzel. Trakya insanına özgü cümleler, kelimeler ve haller çok içten. Filmin Geyikli kısmında geçen yerleri daha hoş gözüktü gözüme, aksi dede ile nine, Hüseyin ve saz arkadaşları, birlikte yüzmeleri ağaç altındaki rakı masaları… Hikâye İstanbul’a geçtikten ve Firuzan devreye girdikten sonra başkalaşıyor ama ritminden bir şey kaybetmiyor. Müzikler de zaman zaman klarnet solosuyla birlikte hoş duruyor. Derli toplu ve eğlendiren bir film Eyvah Eyvah. Popüler komediye kimse karşı değil yeter ki böyle eli yüzü düzgün, özenle kotarılmış filmler olsun.

Taraf / Fragman

  • Share/Bookmark

Yorum Gönder

Login with Facebook:
Rss Feed Tweeter button Facebook button Technorati button Reddit button Myspace button Linkedin button Webonews button Delicious button Digg button Flickr button Stumbleupon button Newsvine button