-Git işine be aşağılık herif!
Ama ama ama kraliçe!
Vezir düşmeden önce bir hamle daha yapabilirdi oysa. Yapabilirdi ama, sıkılmıştı Verazin. Oyunu kaybetmek daha eğlenceli olabilirdi. Hem, her zaman kazanacak değildi ya. Biraz da kaybetmenin sefasını sürsündü. Kaybedince heyecanlanıyordu. Garip bir şekilde boğazına bir şey düğümleniyordu. Kazansa… Pis pis sırıtmaktan başka… Karşısındaki zavallıyı biraz daha anlamaktan sıkılmaktan başka… Anlamak… Sıkıcı bir uğraştı işte. Karşısındaki otuzlu yaşlarda, kılığı pek de düzgün olmayan fakat suratı gerçekten biçimli, vücudu ise pek de çaput türünden aciz nesnelere ihtiyacı olmayan adamı süzdü Verazin. Omuzlarındaki ve sırtındaki acıyı gözlerine doldurmuştu herhalde ki adamcağız bu bakışlar karşısında gözlerini kaçırmak zorunda kaldı. Verazin dinlenmeliydi. Biraz dinlenip, ondan sonra ölmeliydi. Böyle yapılıyordu, adet böyleydi dünyada. Yaşlanmamıştı oysa. Hastaydı sadece. Yıllardır hastaydı. Kendini bildi bileli hastalıklarla uğraştı. Sevdi acıyı. Ağrılarını sevdi. Ona sunulan bedenin içinde yumuş yumuş bir çırpınışla ezilmeyi sevdi. Ağlamayı, kahkaha atmayı sevdi acı çekerken. Ama bu Verazin, şimdi bu hastanede, ölmeyi beklerken, sadece hastalıklarla uğraşmış bir kadıncağız değildi. O bir kraliçeydi. Herkesin kraliçesi. Kırkına yaklaşırken olmamıştı bu terfii, daha doğduğu andan itibaren Verazin hep sevilmişti. Ama hep sevilmiş, ama hep istenmişti. Burada, bu küçücük odada bile, bir kraliçeydi. Böyle olmayacaktı Verazin. Hep sonra, hep ölse bile. Her an ölse. Her an onu beklemese de hep ölse. Ölüm. Verazin’in mavi soluğu. Gelelim şu genç doktorcuk odayı terk etikten sonra karşısındaki sandalyede oturan hayalete… Kazanan ve genç doktor odayı bir yığın ilaç ve gülücükle terk ettikten sonra. Kapının gıcırtısı. Devlet hastanesi, gıcırdamaya ve hayal etmeye zorunlu ölüler evi. Her şey beyazdır orada. Verazin’in izniyle tabi… Ve fakat… Kapı gıcırtısından sonra… Bir kapı gıcırtısı daha… Ayak sesleri daha. Kuş sesleri çığlıkları daha. Daha ne bekliyorsun, otursana sevgili hayalet?
İzninizle.
Kaç yıl olmuştu cancağızım? Ah evet, Verazin bir genç kızdı. Ne yapacaktı yaşı falan. Genç işte. Bu oda, Verazin’in odası. Annesi biraz önce öldü. Verazin yatağında oturup öylece bakıyor. “Benim küçük kraliçem…” Bir şey… Bu bir şey… Hava? Havaya bakıyor Verazin. Onu yaşatan, annesini öldüren hava. Bir astım krizi. Hava… Yanlış biliyordu. Astım hastası hava alamadığı için değil, havayı veremediği için krize girer. Verazin. Hadi kalk bu odadan gidelim.
Ah evet. Bir tanrı’da ayet saatleri. Bu adam, Verazin’in biricik eşi. Kusuyor şimdi. Sürekli kusuyor adam. Yeşil yeşil kusuyor. Biraz sonra, Verazin kucağında bir yığın kusmuk ve eşi ile bu yine küçük odada havayla baş başa kalacak. Sakin değil ama çığlık da atmıyor. Düzensiz, sık nefesler alıyor. Boğulabilir çünkü oda çok havasız. “ Kraliçem, ölene dek…” Verazin elindeki ölü adamı ne yapacağını bilemiyor. Elindeki ölüyle birlikte nereye kaldırılacağını bilmiyor. Verazin?! Verazin!? Ağlama ama… Ne bu yeşil bir kusmuk akıyor gözünden. O da kusuyor şimdi. Hadi toparlan. Daha vaktin var.
Bir saniye bir saniye. Bu acılar içinde kıvranan zavallıya acımayınız sakın! Bakınız… Çok mutludur aslında. Bu küçük odada. Verazin, oya yapıyor. Elindeki iğne saatlerdir parmağına batıyor ve bez diye işlediği parmağı, zavallı bezi perişan etmiş durumda. İşte tam bu sırada yakalandı. Biricik kızı onu bu halde gülerken görünce der dest edip hastaneye götürdü. Anneciğim! Ne bekleyebilirsin anneciğim… Anneciğim sen hastasın… Anneciğim burada sana iyi bakacaklar… Anneciğim sen de kendine mukayyet ol… Anneciğim seni çok seviyorum… Anneciğim ben aynı zamanda bir adamı da seviyorum…. Şey… Evleneceğiz herhalde… Anneciğim ilaçlarını al e mi? Anneciğim!? “Aman tanrım bir kraliçe kadar güzelsin anne!” Anne? Hadi… Ne yapıyorsun. Ne? Hadi nefes al ve ver. Kalk Verazin! Kalk buradan! Şu ilacı da… Kendileri içsin tebaan.
Ha ha haaa! Bak işte oradalar. Yani deliler. Verazin buraya tıkıldıktan sonra, yaklaşık üç yıldır buradaydı, delileri daha yakından tanıma fırsatı bulmuştu. Şimdi pencereden dışarı bakıyor. Ne kadar güzeller! Sahi… Nerede kalmıştık?
İzninizle…
Verazin’in küveti.
Aslında daima temizdir. Fakat şu sıralar… Anlarsınız işte… Temizleyemiyor işte. Verazin şimdi küvetinde. Suyun altında. Bunlar balık değil canım. Görmüyor musunuz? Verazin’in kağıttan gemileri. Verazin biraz sonra evlenecek. Fakat içeri, yani banyodan içeri giren adam müstakbel eşi değil. Başka bir adam. Başka… Bambaşka bir adam. Bu sevgili hayaletimiz. Verazin ile asla konuşmayan ona ama sürekli… Verazin bunu hatırlayamıyor. Başına bir çivi… Mıh mıh da mıh mıh… Kaç yaşında idin cancağızım? On beş. On beş yaşından beri. Bu bambaşka adam küvetteki bütün kağıttan gemilerin canına okuyor. Sonra çıkıp gidiyor. Yine o gün de. Oysa… Biraz sonra, gelinliğini giyecekti. Giydi de. Gülümsedi de bir kraliçe kadar güzel. Kağıttan gemilerin katili ona doğru yanaşıp alnından öptüğü zaman bile gülümsedi. Sonra… Hadi gel Verazin şu cenazeye bir göz atalım!
Halası salya sümük ağlıyor. Bambaşka gemilerin bambaşka katili öldü! Kaptan karada fakat özgür. Verazin öylece bakıyor. Ağlamıyor hiç. Bakıyor öylece. Şeye… Toprağa bakıyor. Evrenin asıl elementi olduğuna kesin iman ediyor toprağın. Allah’a inanıyor. Miçolar ölü fakat özgür. Verazin asla küvete girmeyecek bir daha. Hatta tüm banyoları… Bir tür kabus, uyku apnesi gibi geçecek. Temiz fakat kirli. Arkana bak! Arkanı dön Verazin geldik! Hadi canım biraz daha gayret et… Nefesini aldıktan sonra vermeyi unutma.
Bir, iki, üç dört… Elektrik. Hatırlayamıyor.
Kısa devre.
Bahar. Ne kadar da güzel bir gün. Kızını doğurduğu gün. Verazin bir anne. Kızı bir prenses. Hadi ama..Bunlar mutluluk göz yaşları! Biricik eşi mutluluktan ağlıyor. Zavallı adam. Kızının minicik gövdesinin incitmemek için öyle büyük bir enerji sarf ediyor ki. Verazin camı açtırıyor. Nefes almalı. İçeri baharın muhteşem havası giriyor. O sırada o hayalet geliyor. Eşinin kucağındaki çocuğu çekiştiriyor. Onu yıkamak istiyor. Ama o daha bir bebek! Ama o daha! Çığlıklar atmaya başlıyor Verazin. Doktorlar koşturuyor. Anneliğin ilk dönemleri, bu tür depresyonlara sebep olabilir, diye tuhaf bir gülümse veriyor eşine Verazin’in. Adam endişeli ama mutlu. Kızı bir prenses! Heeey… Ne kadar iyi bir insandı. Dünyanın belki en iyi insanıydı. Yüzünde tuhaf bir keder, ama hep gülümseyen… Yaralı bir gülümseme… Bir şaşkını dünyanın. Bir güzelliği idi Verazin’in eşi dünyanın. Sahi… Gidelim mi cancağızım… Burada daha ne kadar kalabiliriz?!…
-Git işine be aşağılık herif! Yeter artık git,
diye çığlıklar atmaya başlamıştı Verazin. Genç doktor daha beş dakika önce odasında huzurlu bıraktığı Verazin’in yanına koştu. Verazin, yerde, soluksuz, yığılmıştı. Genç doktor, biraz önce galibi olduğu satranç müsabakasının taşlarının arasında yatmakta olan Verazin’in ölebileceğine ihtimal vermiyordu. Ama ölmüştü canım. Soğumaya bile başlamıştı yemin ederim.

