Janet Barış (05.03.2010):
Alice Harikalar Diyarında hikâyesi herkesin kafasında benzer bir imge yaratıyor, Alice, tavşanı, iskambil kağıdından askerler ve büyülü bir yer… Atmosfer tam da Tim Burton dünyasının yansıtılabileceği türden. Garip karakterler, konuşan hayvanlar, bildiğimiz dünyadan ayrı, bambaşka bir diyar. Kendine has fantastik bir dünya yaratabilmiş yönetmenlerden biri olan Tim Burton, Batman, Beter Böcek, Sleepy Hollow gibi filmlerde karakterleri, kurguladığı gotik atmosferle seyirciyi adeta kendi zihninin karanlık noktalarına sürüklüyordu.
Alice küçüklüğünden beri garip rüyalar görmektedir, yaşı ilerlese de kurtulamadığı bu rüyalar kâbusu olur. Günün birinde kendisinden habersiz yapılan nişan töreninde bunalan Alice, ceket giymiş bir tavşanın peşinden gider ve girdi üş i oyuğun içerisinden garip bir dünyaya der.
Aslında rüyalarından tanıdık olması gereken bu mekânı önce hatırlamaz. Daha sonra burada yer alan fare, tavşan, kedi, eğlenceli ikizler gibi tiplerin uzun zamandır bir kurtarıcı beklediklerini o kişinin de kendisi olduğunu fark eder. Kızıl Kraliçe bir biçimde tahtı ve kılıcı ele geçirmişken onları kurtarmak Alice’e kalır, bu arada aralarında garip bir yakınlaşma da olan Şapkacı ona yardımcı olur.
Hikâyenin yaratıcısı Lewis Carroll aslında bir matematikçi, gerçek ismi de Charles Dodgson. Birbiriyle ilgisi olmayan birçok imgenin birarada bulunması belki de matematikçi olan Dodgson’ın kendince bir formül icat etmesinden, ama daha basite indirgeyecek olursak Alice adında şizofren bir kızın gördüğü halüsinasyonlarla hayal âlemine dalması ve daldığı bu âlemde yaşadıklarının yazıya dökülmesi olarak da göorebiliriz. Tim Burton ise benzer rüyaları
rüntüye döküyor fakat kitaba birebir bağlı kalarak yapmıyor bunu. Hikâye zaman zaman sarkıyor. Üç boyutlu seyretmek de meseleyi daha eğlenceli hale getirmiyor. Çocuk kitabı olarak biraz ağır kaçabilecek olan Alice Harikalar Diyarında’nın filmi o kadar ağır değil.
Karanlık ve grotesk bir yer harikalar diyarı ama öyle pek masalsı veya masallarda bile olamayacak kadar büyülü tasvir edilmiş bir yer değil. Ayrıca güvenli de sayılmaz zira kraliçeye hizmet eden ve aniden çıkan canavarlar herkesi esir alabiliyor. Johnny Depp şapkacı rolünde neredeyse tanınmayacak kadar iyi bir kılığa bürünmüş, zaten Burton – Depp ikilisi yönetmenlik ve oyunculuk bağlamındaki ilişkiyi çoktan aşmış gözüküyorlar. Ayrıca Kızıl Kraliçe’yi oynayan Helena Bonham Carter’i de tanıması güç, kısacası bu filmde oyuncuları tanımak da zor.
Tim Burton’un Harikalar Diyarı gibi Matrix’e bile ilham kaynağı olmuş bir hikâyeyi çekme fikri heyecanlandırıcıydı gerçekten.
Hikâye içerisinde de çok orijinal duran kaybolan kedi, nargile içen tırtıl gibi karakterler görsel olarak da hoş duruyor. Kuşkusuz Tim Burton hayranlarının merakla beklediği Alice Harikalar Diyarında ortalama bir Tim Burton filmi ama kadının gücünü göstermesi nedeniyle ayrıca feministlerin de hoşuna gidecek türden.
